İsrail ülke içinde savaş haberlerine kısıtlamaları artırıyor

Kaynak, Odd Andersen / AFP / Getty Images
- Yazan, BBC Monitoring (BBC İzleme Servisi)
- Okuma süresi 4 dk
İsrail'de Ortadoğu'daki savaşa dair haberlere kısıtlamalar getirilirken, basın kuruluşları üzerindeki baskı da artıyor.
Sınır Tanımayan Gazeteciler'in (RSF) 30 Nisan'da yayımlanan son Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi'nde İsrail, 180 ülke arasında 116'ncı sırada yer aldı.
Sınır Tanımayan Gazeteciler'in ilk endeksini yayımladığı 2002 yılında İsrail, 172 ülke arasında 56'ncı sıradaydı.
İsrail ordusu Gazze savaşıyla birlikte 235'ten fazla Filistinli medya çalışanını öldürdü.
Uluslararası basın kuruluşlarının Gazze'ye girişini engellemeyi sürdüren İsrail hükümeti ülke içinde basın özgürlüğünü de giderek daraltıyor.
Binyamin Netanyahu yönetimi, hükümete yeterince destek vermediği düşünülen yerel basını dizginlemeyi amaçlayan bir dizi yasal düzenleme önerdi.
Füze saldırılarının İsrail'de yarattığı tahribatı haberleştirmeye de sıkı kısıtlamalar getirildi.
İsrail basını uzun zamandır ordunun resmi söylemlerini gerçekmiş gibi doğrudan aktarıyor.
Ordunun ve İsrailli yetkililerin askeri politikalara dair açıklamalarını bağımsız biçimde doğrulamaya çabalamayıp, çoğu zaman oto-sansür uyguluyor.
Bütün bunlara karşın, basın kuruluşları hükümeti özgürce eleştirmeye devam ediyordu. Ancak bu özgürlük de artık tehlike altında.
Yasal düzenlemeler
Netanyahu hükümetindeki bakanlar, 2022'nin sonlarında yeniden iktidara geldiklerinden beri, merkez ve sol eğilimli basın kuruluşlarını hedef alarak, bu kuruluşların haberlerinin İsrail'in itibarına ve askerlerine zarar verdiğini ileri sürdü.
Başbakan, özellikle ana akım medyayı sert biçimde eleştirerek, onları yalan söylemekle ve kendisini kasıtlı şekilde hedef almakla suçladı.
Netanyahu, İsrail medyasının çeşitlendirilmesi gerektiğini defalarca dile getirdi.
Bu ifadeyle, özellikle kendisini destekleyen sağcı medya kuruluşlarının görünürlüğünün ve yayın sayısının artırılmasını, bu kuruluşlara yasal ayrıcalıklar tanınmasını kastediyor.
Kasım 2025'te, İsrail parlamentosunda, hükümete görsel yayıncılık alanında geniş çaplı kontrol yetkisi tanıyan tartışmalı bir yasa gündeme geldi.
Görsel yayıncılık yasasının, Netanyahu'nun talebi üzerine İletişim Bakanı Şlomo Karhi tarafından hazırlandığı bildirildi.
Tasarı, üyelerinin çoğu iletişim bakanı tarafından atanacak yeni bir düzenleyici kurul oluşturulmasını öngörüyor.
Bu kurul, görsel yayıncılık faaliyetleri üzerinde önemli yetkiler elde edecek. Ayrıca mevcut düzenleyici kurumların kaldırılmasını ve yerlerine hükümet tarafından atanan bir otoritenin getirilmesini teklif ediyor. Bu durum, siyasi sansür endişelerini beraberinde getiriyor.
Aynı ay içerisinde İsrail Savunma Bakanı Israel Katz, iç basına yönelik şimdiye kadarki en sert adımlardan biri olarak, kamu yayıncılığı yapan İsrail ordusunun radyosu Galatz'ın kapatılacağını duyurdu.
Yüksek Mahkeme daha sonra, konuyla ilgili nihai bir karar verilene kadar bu adımı askıya aldı.
Hükümet ayrıca sol görüşlü Haaretz Gazetesi'ne yönelik resmi bir boykot uygulamaya koyarak, kamu fonlarıyla desteklenen kurumlara gazete ile her türlü ilişkiden - abonelikler ve reklamlar dahil - kaçınma talimatı verdi.
Bunlara ek olarak, Netanyahu ve müttefikleri tarafından hükümeti fazla eleştirmekle suçlanan, geniş kitlelere ulaşan merkez çizgideki ulusal kamu yayıncısı Kan'ın finansmanının özelleştirilmesini öngören bir yasa tasarısı da gündemde.
Bütün bunlar olurken Netanyahu, basın toplantıları düzenlemekten ya da yerel basın kuruluşlarına röportaj vermekten büyük ölçüde kaçınmayı sürdürdü. Ara sıra kendisini düzenli biçimde öven sağcı Channel 14 News kanalına demeçler verdi.

Kaynak, KAN
Kısıtlanan habercilik
Belirli basın kuruluşlarını hedef alan yasal düzenlemelere ek olarak, İsrail savaş dönemlerinde haberciliğe katı kısıtlamalar da getirdi.
İran ile yaşanan en son savaş sırasında, isabet eden füzelerin tam konumlarının ve bazı durumlarda yol açtıkları hasarın tam boyutunun haberleştirilmesi yasaklandı.
İsrail‑Filistin ortak yayını +972 Magazine, bir vakada gazetecilerin yalnızca yakındaki bir okula düşen füze parçaları hakkında haber yapmalarına izin verildiğini; okul olmayan asıl hedefin belirtilmesine izin verilmediğini aktardı.
Benzer kısıtlamalar, Haziran 2025'teki 12 günlük İran savaşı sırasında da uygulandı.
Bu resmi kısıtlamalara paralel olarak, ana akım medyanın önemli bir kısmı gönüllü olarak moral verme görevini üstlendi. Yayınlarda sıkça İsrail bayraklarına ve sloganlara yer verilirken, İsrail'in düşmanlarını "ezdiğine" dair resmi söylemler aktarıldı; bu da saldırıların İsrail içinde yol açtığı hasara dair sınırlı bilgi paylaşılmasına neden oldu.
İsrailli gazeteciler uzun süredir, resmi kısıtlamaların bulunmadığı durumlarda bile, Gazze, Lübnan, işgal altındaki Batı Şeria, İran ve başka yerlerdeki İsrail askeri eylemlerinin insani etkilerini haberleştirmekten kaçınmayı tercih ediyor.
Bu durum kamuoyunda, İsrail'in politikalarına ve askeri uygulamalarına tek taraflı bakan bir algının oluşmasına katkıda bulundu.
Resmi kısıtlamalar ile yaygın olan oto-sansürün bir arada uygulanması, İsrail kamuoyuna ulaşan bilgiyi önemli ölçüde sınırladı.
Son dönemde tabloyu daha da daraltmaya yönelik girişimler - habercilik üzerindeki denetimlerin sıkılaştırılması ve hükümeti eleştirdiği düşünülen basın kuruluşlarını hedef alan yasal adımlar - gerilimin tırmandığını gösteriyor; bu da gazeteciler üzerindeki baskıyı artırırken, ülke içindeki basın özgürlüğünün aşınmasını hızlandırıyor.











