Türkiye ve İsrail arasında sıcak çatışma riski var mı?

Erdoğan ve Netanyahu'nun iki fotoğrafının yan yana olduğu bir görsel. Üzerlerinde takım elbise var.

Kaynak, BBC/Getty Images

Fotoğraf altı yazısı, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve İsrail Başbakanı Netanyahu son yıllarda birbirlerini sert sözlerle eleştiriyor.
    • Yazan, Hilken Doğaç Boran
    • Unvan, BBC News Türkçe
    • Bildirdiği yer, İstanbul
  • Okuma süresi 6 dk

Türkiye-İsrail ilişkileri, son üç yılda diplomatik normalleşmenin eşiğinden sıcak çatışma riskinin konuşulduğu bir noktaya geldi.

Liderlerin siyasi atışmaları sürerken iki ülkenin askeri olarak karşı karşıya gelme ihtimali de gündemde.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 11 Nisan'da yaptığı bir sosyal medya paylaşımında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ı İran'daki "terör rejimine" yardım etmekle ve "kendi Kürt vatandaşlarını katletmekle" suçladı.

Erdoğan ise 15 Nisan'da TBMM'de yaptığı konuşmada, "Ellerine ve yüzlerine yapışmış 73 bin Gazzelinin kanına bakmadan çıkıp bir de utanmadan Kürt kardeşlerimiz üzerinden ülkemize iftira atıyorlar" dedi.

Son gelişmeleri BBC Türkçe'ye değerlendiren uzmanlar, Türkiye ve İsrail'in karşı karşıya gelme riskinin "hiç olmadığı kadar yüksek" olduğunu ancak tarafların olası çatışmaları önlemek için çaba gösterdiğini söylüyor.

'Soğuk barış yerine soğuk rekabet görüyoruz'

Türkiye ve İsrail arasındaki siyasi atışmalar, Hamas'ın 7 Ekim 2023'te İsrail'e yönelik saldırıları ve sonrasında İsrail'in Gazze'de başlattığı askeri operasyonun ardından sertleşti.

Son üç yılda yapılan sert açıklamalar ve suçlamaların yanı sıra diplomatik normalleşme askıya alındı ve Türkiye İsrail ile ticareti kestiğini açıkladı.

İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü'nden Doçent Doktor Tuğçe Ersoy, iki ülke arasındaki süreci "iç siyasetin dış politikayı rehin alması" olarak nitelendiriyor.

"Bu karşılıklı sertleşme, restleşme ve söylem her iki taraf için de aslında iç politikada yakıt işlemi görüyor" diyen Ersoy, sözlerini şöyle sürdürüyor:

"Netanyahu aslında sert ve çatışmacı bir profil çizerek [iç politika pozisyonunu] bir nevi konsolide etmeye çalışıyor. Türkiye cephesinde de aslında bu, bölgesel liderlik iddiasıyla bağlantılı."

"İsrail'de Çatışan Kimlikler: Filistinliler ve Yahudiler" adlı kitabın da yazarı olan Ersoy, Türkiye ve İsrail'in birbirini "bölgesel statükoyu istikrarsızlaştıran aktörler" olarak gördüğünü söylüyor ve iki ülke arasındaki mevcut durum hakkında şu değerlendirmeyi yapıyor:

"Biz Türkiye-İsrail ilişkilerini 'soğuk barış' olarak tanımlardık hep. Artık bir 'soğuk rekabet' görüyoruz."

İsrailli eski diplomat Alon Pinkas ise Başbakan Binyamin Netanyahu'nun Türkiye'yi rakip gösteren sözlerinin "tehlikeli" olduğunu söylüyor.

2000-2004 yılları arasında İsrail'in New York Başkonsolosu olan ve Shlomo Ben-Ami ve David Levy gibi eski İsrail dışişleri bakanlarının özel kalemliğini yapan Pinkas, "Bu söylem çok tehlikeli, özellikle de sayın Erdoğan'ın kışkırtıcı sözleriyle karşılık vererek durumu daha da kötüleştirmesi sebebiyle" diyor.

'Netanyahu ve Erdoğan'ın söylemleri çatışma riskini artırıyor'

Londra'daki City St. George's Üniversitesi'nde Uluslararası İlişkiler Profesörü olan Amnon Aran da siyasi atışmaların iç politikaya yönelik olduğunu savunuyor:

"Türkiye ve Cumhurbaşkanı Erdoğan açısından bu söylem AKP'nin ideolojik destek tabanına yönelik. Başbakan Netanyahu da benzer şekilde aşırı sağcı destekçilerini besleyen ve destekleyen bir söylem kullanıyor."

"Soğuk Savaş'ın Sona Ermesinden Bu Yana İsrail Dış Politikası" kitabının da yazarı olan Aran, karşılıklı ilişkilerin 2010-2016 arasındaki Mavi Marmara krizinden bu yana en kötü noktada olduğunu savunuyor ve ekliyor:

"Bence hem Başbakan Netanyahu hem de Cumhurbaşkanı Erdoğan söylemleri ile oldukça sorumsuzca davranıyor. Bu tarz söylemler yalnızca iki ülke arasındaki çatışma olasılığını artırıyor ve körüklüyor."

Suriye, Kıbrıs ve Doğu Akdeniz

BBC Türkçe'ye konuşan uzmanlar, Türkiye ve İsrail arasında olası bir çatışmanın iki ülkenin kendilerince belirledikleri nüfuz alanlarının keşiştiği noktalarda çıkabileceğini söylüyor.

Tuğçe Ersoy, "Türkiye ile israil'in karşı karşıya gelme riski hiç olmadığı kadar yüksek" diyor.

Ersoy, topyekün savaş ihtimalinin düşük olduğuna ancak rekabetin giderek tırmandığına dikkat çekiyor ve özellikle Suriye, Kıbrıs ve Doğu Akdeniz'e işaret ediyor:

"Burada karşılıklı bir eksen kurma çabası görüyoruz. İki ülkenin birbirlerine karşı bir jeopolitik kalkan oluşturmaya çalıştığını söyleyebiliriz."

Ersoy ayrıca "İsrail'in strateji belgelerinde Türkiye artık hasım kategorisine kaydı, bu da bir gerçek" diyor.

Amnon Aran da "Askeri çatışma ihtimalinin geçmişe kıyasla arttığını düşünüyorum ama aynı zamanda hala bundan kaçınmak mümkün" diyor.

Aran, Suriye özelinde Türk ve İsrailli askeri heyetler arasında 2025'te Azerbaycan'da yapılan çatışmazlık mekanizması toplantılarına dikkat çekiyor:

"Anladığım kadarıyla en azından askeri seviyede çatışma tetikleyebilecek her türlü kaza ya da yanlış hesaplamadan kaçınma girişimleri var."

Aran, İsrail'in Türkiye'ye yaklaşımı konusunda şunları söylüyor:

"Türkiye, İsrail hükümeti ve İsrail ordusundaki siyasi ve askeri elitlerin büyük kısmı tarafından giderek düşmanlaşan ve tehlikeli bir güç olarak görülüyor."

Sumud Filosu'ndaki gemilerin kamera kayıtlarından ekran görüntüleri. Görüntüler İsrail donanmasının müdahalesi öncesine ait.

Kaynak, Global Sumud Flotilla/Anadolu Ajansı/Getty Images

Fotoğraf altı yazısı, İsrail donanması, Gazze'ye gitmek üzere yola koyulan Küresel Sumud Filosu'na Girit adası açıklarında mühadele etti. 30 Nisan 2026.

Eski diplomat Alon Pinkas ise şu örneği veriyor:

"Türk donanmasının Gazze ya da Lübnan'a giden insani gemilere eşlik ettiğini düşünün.

"İsrail donanmasından gemiler bu filoya müdahale etmeye çalışsa, Türk gemileri ateş açsa ve İsrail gemileri karşılık verse küçük çaplı bir savaş çıkabilir. Ama bunun olacağını sanmıyorum."

Alon Pinkas, Türk ve İsrail ordularının siyasetçilere kıyasla daha "sağduyulu" olduğunu savunuyor.

Pinkas bununla birikte Suriye'de iki ülke jetlerinin karşı karşıya gelebileceği benzer bir olayın savaşa yol açacak bir "kabus senaryosu" olacağını vurguluyor ve ekliyor:

"Bunun hakkında bilgim yok ama İsrail [istihbarat örgütü] Mossad ile Türk dış ve askeri istihbaratının düzenli irtibat halinde olduğunu öğrensem şaşırmam."

'Yeni İran' söylemi

Eski İsrail Başbakanı Naftali Bennett, 17 Şubat'ta yaptığı bir açıklamada Türkiye'nin "yeni İran" olduğunu öne sürdü.

Bunun ardından hem İsrail basınında hem de uluslararası basında benzer açıklamaların yer aldığı görüş yazıları yayımlandı.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu da bir paylaşımında Türkiye'yi İran'ı desteklemekle suçladı.

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, 13 Nisan'da Anadolu Ajansı'na verdiği bir röportajda bu konuyla ilgili şu ifadeleri kullandı:

"İran'dan sonra İsrail düşmansız yaşayamaz, bir retorik geliştirmek zorunda. Sadece Netanyahu yönetimi değil, muhalif olan bazı insanların da Türkiye'yi bir yeni düşman ilan etme arayışında olduğunu görüyoruz politik dil olarak."

Eski diplomat Alon Pinkas, İran'ın aksine Türkiye'nin İsrail'i "haritadan silmeye yemin etmediğini" ve İsrail'e karşı kullanmak için askeri nükleer silah geliştirme gibi hedefleri olmadığını hatırlatıyor:

"Erdoğan'ın İsrail hakkında söylediği her şeye karşı çıkan biri bile Türkiye'nin hasım ülke olmadığını bilir.

"Türkiye'yi tehlike algısı açısından İran ile denk tutan herkes düşüncesizce ve tehlikeli şekilde davranıyor."

Amnon Aran da Türkiye'nin "yeni İran" olmadığını söylüyor:

"Öyle düşünmüyorum. İsrailli hükümet yetkililerin de buna inandığını ya da bunu kastettiğini düşünmüyorum.

"Çünkü Türkiye NATO üyesi. Türkiye'nin ABD ile güçlü ilişkileri var ve ticaretinin büyük kısmını Avrupa Birliği ile yapıyor."

Aran, İsrailli bazı yetkili ve düşünürlerin bu söyleminin ardında Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Ankara'nın İsrail'e yönelik benimsediği sert tavrın olduğunu söylüyor.

Bu görüşüne neden olarak da, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Netanyahu'yu Hitler'e benzetmesini ve İsrail'e yönelik geçmiş eleştirilerini gösteriyor.

Tuğçe Ersoy da, "Türkiye'nin yeni İran olmadığı ortada" diyor ve ekliyor:

"Belki buradaki benzetme Türkiye'yi belki Batı sisteminden koparma ve yalnızlaştırma amacı taşıyor.

"Özellikle Batı [basınında] çıkan İsrail yanlısı görüş yazılarının ısmarlanmış ve kasıtlı olarak yazılmış olduğunu düşünüyorum. Öyle bir niyet oluşturma, niyet beyanları olarak görebiliriz bunları."

'Kısa vadede bahar havası beklemiyoruz'

Peki çatışma riskinin gündemin ilk maddesi olduğu bu şartlarda iki ülkenin güven ilişkisini yeniden tesis etme ihtimali var mı?

Alon Pinkas, "Netanyahu başbakanlığı bıraktığında işler düzelecek diyeceğim ama sizin de alıntıladığınız gibi sayın [Naftali] Bennett Türkiye hakkında Netanyahu'dan da beter şeyler söyledi" diyor.

İsrail'de en geç 27 Ekim'de genel seçim yapılacak. Başbakan Netanyahu'nun koalisyonu karşısına, Naftali Bennett ve ortağı eski Başbakan Yair Lapid'in kurduğu ittifakın çıkması bekleniyor.

Amnon Aran, Türkiye-İsrail ilişkilerinde değişimin mevcut hükümetler değil halefleri tarafından sağlanacağını savunuyor.

Tuğçe Ersoy ise "Kısa vadede herhangi bir bahar havası beklememek lazım" diyor.

İki ülkenin tarihi olarak "ideal bir ilişkisi olmadığını" vurgulayan Ersoy, gelinen noktayı "sistematik bir kopuş" olarak tarif ediyor ve ekliyor:

"Türkiye-İsrail ilişkilerinin yeniden inşa sürecine girebilmesi için yeni bir güven mimarisi gerekiyor. Yani karşılıklı güveninin kurulması gerekiyor."