Türk-Yunan ilişkileri neden son dönemde 'gerilim' sürecine girdi?

Kıyıdaki bir yükseltide insan silüetleri görünüyor ileride denizde bir donanma gemisi var.

Kaynak, Lokman İlhan/Anadolu/Getty Images

Fotoğraf altı yazısı, Türk Deniz Kuvvetleri Komutanlığı'na ait amfibi hücum gemisi TCG Anadolu, 20 Mayıs 2026'da İzmir'de gerçekleştirilen EFES-2026 Tatbikatına katıldı.
    • Yazan, BBC News Türkçe
    • Bildirdiği yer, Ankara
  • Yayın tarihi
  • Okuma süresi 5 dk

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Başbakan Kostas Miçotakis'in şubat ayında Ankara'da yaptıkları görüşme sonucunda azalan Ankara-Atina gerilimi son haftalarda yeniden tırmanma eğilimine girdi.

Yunanistan'ın bazı Ege adalarını silahlandırma adımının hemen ardından Türkiye'nin deniz yetki alanlarına ilişkin yeni bir kanun çalışması yaptığının ortaya çıkması mevcut gerilimin önemli nedenleri arasında değerlendiriliyor.

Erdoğan ve Miçotakis'in 11 Şubat'ta yaptıkları görüşmenin en önemli sonucu, özellikle Ege Denizi'nden kaynaklanan görüş farklılıklarına rağmen bölgede yeni bir gerilime neden olacak tek taraflı adımlardan kaçınılması konusunda varılan mutabakat olmuştu.

Taraflar böylece 2023'te ilan ettikleri Atina Bildirgesi'ne bağlı kaldıklarını, özellikle de NATO Zirvesi öncesinde Ege'de yakalanan gerilimsiz ortamı sürdürmek niyetlerini kayda geçirmişlerdi.

Ancak son dönemde yaşanan gelişmeler ve başkentlerden atılan karşılıklı adımlar gerilimin yeniden artmasına neden oldu. Taraflar bu konuda da birbirlerini suçlamaya devam ediyor.

Ankara, Yunanistan'ın politikasının temelinde Türkiye'yi Ege ve Doğu Akdeniz'de etkisizleştirme ve "saldırgan" taraf olarak gösterme çabasının yattığı düşüncesinde.

Türkiye ile olan sorununu AB'ye taşıyarak Ankara'nın sadece Brüksel ile değil diğer Avrupalı başkentlerle ilişkilerini zorlaştırmak istediği de Ankara'da yapılan değerlendirmeler arasında.

Atina ise Türkiye'nin İran savaşı ve Rusya-Ukrayna bunalımının devam ettiği bu süreçte ABD ve Avrupalı müttefiklerle geliştirdiği yakın işbirliğini Ege ve Doğu Akdeniz'de geçen dönemlerde elde edemediği avantajları yakalamak için bir fırsat olarak kullandığı düşüncesinde.

İran savaşının etkisi

Ankara-Atina arasında süreci tersine çeviren en önemli gelişme, 28 Şubat'ta ABD ve İsrail'in İran'a karşı başlattığı savaş oldu.

İran'ın misilleme olarak aralarında Kıbrıs Cumhuriyeti'nin de bulunduğu geniş bir bölgeyi balistik füze tehdidi altına alması ve buna başta Yunanistan ve Fransa olmak üzere bazı AB ülkelerinin adaya silah ve asker yerleştirerek yanıt vermesi, bölgede Türkiye-Yunanistan-Kıbrıs üçgeninde gerilime neden oldu.

Yunanistan, mart ayında Kıbrıs Cumhuriyeti'ne F-16 savaş uçakları ve iki adet firkateyn göndermişti. Türkiye de bu adıma altı adet F-16 savaş uçağını adanın Türk yönetimi tarafından kontrol edilen kuzeyine göndererek yanıt vermişti.

Ancak Türkiye'yi asıl rahatsız eden adım, Yunanistan'ın güney Ege'de yer alan Kerpe Adası'na Batı Trakya'da Türkiye sınırına çok yakın bir noktada olan Dimetoka şehrine Patriot hava savunma sistemleri konuşlandırması oldu.

Türkiye, bu adımları, Yunanistan'ın Ege adalarını silahlandırma politikasının bir devamı olarak gördü ve tepki gösterdi.

Birleşmiş Milletler Kıbrıs Barış Gücü 17 Şubat 2026'da bölünmüş başkent Lefkoşa'daki tampon bölgede devriye geziyor.

Kaynak, Jewel SAMAD/AFP/Getty Images

Fotoğraf altı yazısı, İran savaşı Türkiye-Yunanistan-Kıbrıs üçgeninde gerilime neden oldu.

Türkiye, 1923 Lozan Barış Antlaşması ve 1947 Paris Barış Antlaşması çerçevesinde Doğu Ege Adaları'nın askersizleştirilmiş statüde yer aldığını ve bu bölgelere askeri konuşlandırma yapmanın uluslararası hukuka aykırı olduğunu vurguluyor.

Yunan basınında çıkan haberlere göre Atina, bu hafta başında yapılan ulusal güvenlik toplantısında, Kerpe ve Dimetoka'ya konuşlanan Patriot sistemlerini geri çekme kararı aldı ancak daha sonra aynı noktalara savaş uçağı konuşlandırma kararı aldı.

'Mavi Vatan' olarak bilinen yasa çalışması

Taraflar arasında Ege Denizi'nden kaynaklanan gerilim, mayıs ayında yaşanan üç ayrı gelişme ile tırmanma sürecine girdi.

Bunların başında, Türkiye'nin kamuoyunda "Mavi Vatan Yasası" olarak bilinen "Deniz Yetki Alanları Kanunu" adı altında yeni bir yasal çalışma sürdürdüğü haberinin yer alması geldi.

Bloomberg yayını tarafından haberleştirilen gelişmeye ilişkin tek resmî açıklama, 14 Mayıs'ta Milli Savunma Bakanlığı tarafından yapıldı.

Bakanlık, çalışmanın Türkiye'nin Karadeniz, Akdeniz ve Ege Denizi'ndeki yetki alanlarına ilişkin sorumlulukları belirleyecek ve iç hukuk mevzuatındaki eksiklikleri giderecek çerçeve bir yasa niteliğinde olduğunu kaydetti.

Yasa taslağı metninin hazırlanmasında Savunma ve Dışişleri bakanlıklarının yanı sıra Ankara Üniversitesi bünyesinde faaliyet gösteren Deniz Hukuku Ulusal Araştırma Merkezi'nin de (DEHUKAM) önemli rol oynadığı biliniyor.

DEHUKAM'da 12 Mayıs'ta düzenlenen basın toplantısında, yasa taslağının kısa sürede teklife dönüşmesinin ve daha sonra yasalaşmak üzere Meclis'e sunulmasının planlandığı kaydedildi.

NATO Zirvesi öncesi

Basın toplantısında konuşan uzmanlar, bu girişimin Yunanistan ile sorun yaratmayı amaçlamadığını ve yeni bir egemenlik iddiasında bulunmadığını vurguladılar.

Yunanistan'da çokça ses getiren gelişmeye birçok Yunan siyasetçinin tepki verirken ülke basınında yasa taslağı aracılığıyla Türkiye'nin Yunanistan'a anlaşmalarla verilmeyen 152 ada ve formasyon üzerinde hak iddia edebileceği haberleri de yer aldı.

Bu haberler doğrulanmazken Türkiye'nin Akdeniz ve Karadeniz'de belirlediği 12 mil ve Ege Denizi'nde belirlediği 6 millik karasularını genişletmesinin de söz konusu olmadığı kaydedildi.

Ankara'da yapılan değerlendirmelerde ise yasa taslağının Yunanistan'ın son yıllarda deniz mekânsal planlama gibi sivil ve çevre koruma amaçlı adımlarla Ege Denizi'nde stratejik kazanımlar elde etme girişimlerine yanıt verilmeye çalışıldığı belirtiliyor.

Bu adımın özellikle NATO Zirvesi'ne kısa bir süre kala Ankara tarafından gündeme getirilmesi Atina'nın sorguladığı unsurlar arasında.

Ankara'dan fiber optik kablo gemisine engelleme

Mayıs ayında yaşanan bir başka olay da Türk Deniz Kuvvetleri'ne ait bir hücumbotun Ege Denizi'nde Astipalea ve İstanköy adaları arasına fiber optik kablo döşeme faaliyeti yürüten Panama bandıralı Ocean Link adlı gemiyi engellemesi oldu.

Yunan basınında çıkan haberlere göre, olay Astipalea adasının kuzeyinde ve uluslararası sularda yaşandı. Türk hücumbotunun Ocean Link'e "Türk deniz yetki alanında bulunduğu" uyarısında bulunduğu ve izin almadan faaliyet gösteremeyeceğini telsizle ilettiği basında yer aldı.

Aynı bölgede bulunan bir Yunan hücumbotunun da bölgeye ulaştığı; olayın Türk hücumbotunun ayrılmasıyla sona erdiği de kaydedildi. Ocean Link'in aynı bölgede faaliyetine devam ettiği belirtilirken, bunun 2026'da Ege Denizi'ndeki dördüncü benzer olay olduğu bildirildi.

Türk Savunma Bakanlığı'ndan konuya ilişkin bir açıklama yapılmadı.

Atina Türk balıkçıları AB'ye şikayet etti

Aynı süreçte yer alan bir başka gelişme ise Türk ve Yunan balıkçıların karşı tarafın deniz yetki alanlarında avlanmalarının yarattığı gerilim oldu.

Bir balıkçı gemisi kıyıdan açılmış ilerliyor, martılar eşlik ediyor, geride kent görülüyor.

Kaynak, Berkan Cetin/Anadolu/Getty Images

Fotoğraf altı yazısı, Türkiye'nin balıkçılık faaliyetleri gerilime eklenen son halka oldu.

Yunanistan Balıkçılık Denetim Müdürlüğü'nün nisan ayında Ege'de ve Doğu Akdeniz'de bazı alanlarda balıkçılığa yasak bölgeler tesis etmesi ve haritalar yayımlaması, balıkçılığın taraflar arasında siyasi bir soruna dönüşmesine neden oldu.

Türk Dışişleri Bakanlığı, "Türkiye ile Yunanistan arasında Ege ve Akdeniz'de var olmayan, hayali deniz sınırları çizen ve buralarda Türk deniz yetki alanlarını ihlal eden haritaların geçerliliği yoktur" açıklamasını yaparken, Atina'nın attığı adımların yok hükmünde olduğunu kaydetti.

Yunanistan ise bu bölgelerde yapılan balıkçılık faaliyetlerinin yasadışı olduğunu belirtti ve konuyu geçen hafta AB gündemine taşıdı.

Yunanistan Denizcilik Bakanı Vasilis Kikilias, Yunanistan'ın deniz sınırlarının aynı zamanda AB sınırları olduğunu, dolayısıyla egemenlik haklarının ihlal edilmesi durumunda Brüksel'in de müdahale etmesi gerektiğini kaydetti.