Şiddet mağduru kadınlar için Diyarbakır'da buluşma: 'Her kapı çaldığında irkiliyorum'

Hardal rengi bir bluz giymiş ceketli bir kadının yanında elinde beyaz kağıttan bir metin okuyan bir kadın var. Okuyan kadın ağlıyor gibi görünüyor. Yanlarında başka kadınlar da var.
Fotoğraf altı yazısı, Dördüncüsü yapılan buluşmada, Diyarbakır Kadın Barosu avukatlarından Aslı Pasinli (solda) ve Rojda Odabaşı (elindeki metni okuyor) yan yana.
    • Yazan, Hatice Kamer
    • Bildirdiği yer, Diyarbakır
  • Yayın tarihi
  • Okuma süresi 3 dk

Diyarbakır'da kadın örgütlerinin biraraya gelerek oluşturduğu "Amed Şiddetle Mücadele Ağı", öldürülen ve şüpheli şekilde yaşamını yitiren kadınlar için bir süre önce "Kadın, Adalet ve Hafıza Nöbeti" adıyla haftalık eylem başlatma kararı aldı.

Her hafta salı günü yapılan nöbet eyleminde, o hafta Türkiye'de öldürülen kadınların isimleri ve hikayeleri gündeme getiriliyor.

Dördüncü nöbet eyleminde altı kadının ismi okundu.

8–26 Ekim tarihleri arasında; Melek Altınboğa'nın Konya'da, Remziye Damar'ın Mardin'de, Aliye Aker'in Osmaniye'de, Sevda Dinler'in Adana'da, Perihan Akbulut'un Malatya'da, Özge Penbegül'ün İzmir'de, Aisulu Bekmakhanova'nın İstanbul'da öldürüldüğü belirtildi.

Diyarbakır Adliyesi önündeki eylemde, komşusunun silahlı saldırısına uğrayan ve tedavisi halen devam eden Rojda Odabaşı konuştu.

Odabaşı, Bağlar ilçesi Bağcılar Mahallesi'nde, site içinde bir apartman dairesinde yalnız başına yaşadığını ve M.Ç. adındaki alt kat komşusunun, evde televizyon izlediği sırada kapısını çaldığını anlattı.

Ağustos ayındaki olayda, daha "kim o" demeye fırsat bulmadan kapısına ve evin içine pompalı tüfekle ateş edildiğini söyledi.

Saldırı sırasında telefonu alıp kendini banyoya kilitleyerek canını kurtardığını söyleyen kadın, polisi arayıp yardım istediğini anlattı.

Odabaşı saldırganın o sırada sitenin bahçesinde park halinde duran aracına da tüfeğin kabzasıyla zarar verdiğini söyledi.

Polise teslim olan M.Ç. adındaki saldırgan, olaydan 60 gün sonra Diyarbakır 2. Asliye Ceza Mahkemesi'nin tensip kararıyla tahliye oldu.

Bu karar sonrası genç kadın, can güvenliğinin tehlikede olduğunu söyleyerek hak kuruluşlarından ve hukukçulardan destek istedi.

Ayağındaki sargılar ve koltuk değnekleriyle eyleme katılan Rojda Odabaşı, failin öldürme kastıyla saldırdığını ve tutuklu yargılanması gerektiğini savundu.

Rojda Odabaşı eylem sırasında bunları aktarırken, yaşadığı travmanın halen devam ettiğini söyledi.

Rojda kendini ifade ederken zorlandı:

"Olaydan sonra 60 gün sustum, ailemin ve çevremin zarar görmesinden korktum. Yaşadıklarımın çarpıtılmasından ve hiç söylemediğim sözlerin bana mal edilmesinden endişe ettim.

"Kendime sürekli şu soruyu sordum; ya o gece ölseydim benim yerime kim konuşacak, benim için hangi hikâyeler yazılacaktı?"

Sessiz kaldıkça korkularıyla baş başa kalmak istemediğini, bu yüzden konuşmaya karar verdiğini dile getiren Odabaşı, en güvenli alanı olan kendi evinde saldırıya uğradığını ve şans eseri hayatta kaldığını söyledi.

Rojda Odabaşı, "Her kapı çaldığında irkiliyorum, evime nasıl gireceğimi, sokağa nasıl çıkacağımı düşünüyorum. Bu tahliye kararı, adam öldürmeye teşebbüsün cezasının 57 gün olduğunu gösteriyor. Yargıya güvenmeyeceksem kime, hangi makama güveneceğim?" diye sordu.

Güven içinde yaşamanın mücadelesini verdiğini söyleyen Odabaşı, "Benim de evimde güven içinde, korkmadan yaşama ve adalet isteme hakkım var. Korkuyorum ama susmayacağım, hem kendim hem de tüm kadınlar için adalet istiyorum" diyerek destek istedi.

Koltuk değnekli bir kadının yanında başka kadınlar var.
Fotoğraf altı yazısı, Rojda Odabaşı ayağındaki yaralara rağmen eyleme koltuk değneği ile katıldı

Amed Şiddetle Mücadele Ağı, kadınlara, çocuklara karşı şiddetle mücadele etmek için kentteki hukuk ve insan hakları örgütleri, kadın dernekleri ve meslek odalarının kadın birimleri tarafından 2019'da kuruldu.

Öldürülen kadınların "birer sayı, dosya numarası, gazete manşeti ya da istatistik olmadığını" hatırlatan Şiddetle Mücadele Ağı, kadınların "sistematik biçimde" hedef alınmasını da "kadın kırımı" olarak nitelendiriyor.

Yapılan açıklamada, "Bu kırım; tarihsel-toplumsal değerlerin taşıyıcısı olan kadınların hakikatine, varoluşuna yönelmiş bir savaştır. Bu cinayetler münferit değil; patriyarkanın, cezasızlığın ve kadınların yaşamları üzerinde hak iddia eden erkek egemen düzenin sonucudur" denildi.

Kadınların yaşam hakkını savunmanın toplumsal cinsiyet eşitsizliğine ve erkek şiddetini besleyen tüm yapılara itiraz etmenin bir yolu olduğuna inanan bu oluşum, basın açıklamasında şu ifadelere yer verdi.

''Kadınların hikâyeleri anlatılırken onların onurunu ve geride kalan yakınlarının haklarını gözetmeyi; doğrulanmamış bilgileri yeniden üretmemeyi ve hiçbir kadının yaşamını bir teşhir nesnesine dönüştürmemeyi esas alıyoruz.

"Talep edilen adalet, ölümden sonra verilecek bir hükümle sınırlı olmamalı.''

Açıklamadan sonra avukatlar ve eylemdeki arkadaşlarıyla birlikte adliyeye giden Rojda Odabaşı, tahliye kararına itiraz etti.

BBC Türkçe'ye konuşan Diyarbakır Kadın Barosu avukatlarından Aslı Pasinli, yaşanan vakaya komşunun evini basan tipik bir adli vaka gibi yaklaşılmaması gerektiğini savundu ve bu soruşturma özelinde "hukukta sınıfta kaldık" diye konuştu.

Pasinli'ye göre mahkeme, 6284'e ilişkin koruma kararları çerçevesinde önleyici bazı tedbirler alabilecekken özensiz davrandı.

"Tutukluluk birinci tercihimiz ama bu olmadığı takdirde elektronik kelepçe bir yöntem, ev hapsi bir yöntem, Rojda'ya özel korumaların tesis edilmesi bir yöntem. Aslında istenilse hukukun kendi içerisinde başka çözümler de var fakat burada bir özensizlik halini de görüyoruz" diye konuştu.

Diyarbakır İnsan Hakları Derneği genç kadına hukuki destek vereceğini açıkladı.